sosyomat.com

  1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

düşün uzay çagında bir ayagımız ham çarık kıl çoraptada olsa öteki

 (devamı)

bu topluluğa katıl

(üyelik yönetici onayı ile)

fotoğraflar

topluluk fotoğrafları
  1. mini

not panosu rss kaynağı

neler demişler

Bir mavi gül bahçesi yorganım
uyku saçlarımın meçhul şarkısı
sonra yastığımda ilk gölgen kızlık
ve ilk unutuluş hürriyet raksı

yumuşaklığında köpükten öpüşlerin
mukaddes günahlar cenneti oda
dikişsiz beyazlığında tüllerin
bir ay süzülecek buluta

ve bir mavi şarap gözlerindeki
musiki gölgelerinde yorgun
sen hep öylesine güzel sevdalım
ben sana Alahsızcasına vurgun

resso   16 Ekim 2010 17:53  

bir duman alırım dolu
bir duman kendimi öldüresiye
sende mi? diyeceksin
ama akşam erken iniyor mahpusaneye
derken bile
esrar içiyor olmanın verdiği ezikliği
kelimelere aşılayan
biricik oğlu filinta'nın
adını mısralarda
filinta endam diye bağışlayan
...
biraz derya
biraz deniz...

yezdancan   03 Ağustos 2009 23:37  

vurun ulan ben kolay ölmem
ocakta küllenmiş közüm
karnımda sözüm var
haldan bilene...

fthtzn   03 Ağustos 2009 22:35  

seni,kaburgamın altın parçası...seni,dişlerinde elma kokusu...birdaha hangi ana doğurur bizi?

manikdepresifheat   09 Şubat 2009 01:40  

Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana.

asya36   21 Ekim 2008 11:03  

Akşam erken iner mahpusaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.

Akşam erken iner mahpusaneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe.
Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gece sefası,
Üç kök hercai menekşe...

Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalda kaysı.
Başlar koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi, çocuksu...

Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...

Hırsla çakarım kibriti,
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman, kendimi öldüresiye.
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpusaneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıy

fthtzn   16 Temmuz 2008 00:46  

Kara taşlarına baba baka kendi gözlerimi gördüğüm surlar ile soluk renkli elbiseler giyinmiş, yaşlı lar gibi duran yüksekçe binalar arasında yürürken aklımın bana ısrarla “ gördüklerin sıradan değil gördüklerin sıradan değil,” diyordu. Akıl ,aklını kullandığı için haklıydı. Hayatlar ezberletilmiş tarih ezberletilmiş, bugün ezberletilmiş, gelecek ezberlenmesi hazırlık aşamasında .Bunca ezberliğin arasında sıradan bir yoldan yürümediğimi ,iki tarih arasında meşakatli bir yürüyüş içinde olduğumuzu hep düşünüyordum.
Hep ...hep ...hep...yorgun coğrafyaların gençken yaşlanmış insanlarında görülen , yaşanılan zorlukların derecesini belirtmek, süregeleni öne çıkarmak için kullanılan bir sözcük.İçinde bulunulan durumun 9.9 ölçeğindeki şiddeti adeta” hep”. Kara yazılıların yaşamlarında bir duvarın varlığına işarettir hep.Hep acı çektik, hep ihaneti gördük,hep savrulduk,hep yalnızdık,hep öldük... hep yaşamımızın bir parçası ,o kadar yaşamımızın içinde ki parti adı bile odu :” HEP”.Liste uzun ,anlatacak hep bir şeyler var.Ve bu hepler arasında biz ,hep Ahmed Arif şiirleri söyledik.

Kime söyledik şiirleri?

Kimlere söylemedik ki ..

Söz dinlemeyen yüreğimize ,Sevdalarımıza,dostlarımıza,çocuklarımıza,gidenlere,halkımıza...

Önce kendimize söyledik şiirlerini sonra da başkalarına .Kalbimizle yoğurduk A.Arif şiirlerini.Herkesin kimseye göstermediği yaraları vardır.V e herkesin birbirinden saklamadğıı ortak acıları.İşte, Ahmet Arif bu ortak acıları yüzlerce yıllık birikenleri bir gün lazım olur diye bir şeyleri saklayıp biriktirenler gibi bizler adına hepimizden bir şeyler alarak ,kendi kalbiyle yoğurduğunu yine bize sunmuştur.Bizim fotoğrafımızı çekmiş ve “alın size kalbiniz,”demiştir.

Sizi sizden daha iyi ben tanırım diyen bir şairdir Ahmed Arif.Yaşadığımız coğrafya insanının sesini,acısını, haykırışını,masumluğunu,mahpusluğunu,sevgisini ,dostluklarını bizim adımıza dile getimeyi bilen bir şairdir.Sadece Diyarbakır’ın şairi değildir aynı zamanda bir ülke şairidİr.”Ben halkımın mazlum ve gariban bir ozanıyım.Böyle olmak da yüce bir onurdur.” diyecek kadar da alçakgönüllü bir ozandır.Şiirin piridir. Yaşanmış ve yaşanan trajedilerin anlatıcısıdır A.Arif

Cemal Süreyya, bakınız onun şiirleri için ne diyor”A.Arif dağları söylüyor,uyrukluk tanımayan yansız dağları.Uzun ve tek bir ağıt gibidir onun şiiri.”

Yine O’nun yakın arkaşlarından Canip Yıldırım’ın anlatımıyla: “cezaevinde, ki A.Arif mahpusluk der,Kendisine işkencede küfür edildiği zaman o da aynı karşılığı veren bir kişiliktir.” Der, şair için.Tam bir esmerlik davranışıdır karşılık verişi.

Ahmed Arif “muktedirlere” karşı “masumların” sesidir. İşte bu sesten dolayıdır ki yüreğimiz onu anıyor.Diyarbekir gençlerinin savurduğu her cığara dumanında o’nun şiirini görürürüm.Karacadağ’a ilk kar yağışında, kardan daha önce aklıma ‘ savrulur karacadağ savrulur zozan / Bak bıyığım buz tuttu üşüyorum .....dizeleri düşer, önce sıra benim der gibi.

Yaşanmışlığın şiiridir söyledikleri,acıyı dile getirirken acıya,mahpusluğa masumiyet kazandırımasını da bilen bir şairdir.Şiirlerindeki o erkekçe söylemİnin altında bir çocuk saflığını görürüsünüz.”Erkekçe olsun isterim dostluk da düşmanlık da” derken ,erkekliğin sert edasıyla birlikte , o çocuk saflığındaki katışıksız bir vuruşmayı da istemektedir.

Sevgiliye yüreğimizde o’nun şiirine göre yer verir , değer biçerdik. Bir sevgiliye söylenmesede mahpusluk için , halkı için söylediği bir şiiri ,biz sevgili için söylenmiş gibi düşünebilirdik.Yine aşk kokan bir şiirini halk adına söylenmiş düşüncesiyle okurduk.Sevdiğimiz kadınların onun dizelerindeki gibi biri olmasını bekler, isteneni göremeyince de kendimizi teselli etmek adına , yine o’nun şiirlerine sarılırdık.

“ ..Yokluğun cehennemin öbür adıdır /üşüyorum kapama gözlerini..”

Sevgili imgeleminin hafızalarımıza kazıdığı, on ikiden vuran bir dize;ayrılığın,aşk’ın soyutluğu bu dizelerde somutlaşmış gibidir.

Diyarbekir’in bazı mekanlar özellikle anlam yüklüdür.Bu mekanlardan her geçişimde; bir şairin,ak sakallı bir dedenin, bedenini ateşe veren bir gencin yaşadıkları gelir, gözümün önüne.Ahmet Arif de bunlardan biridir.Cezaevinde işkence gördükten sonra stadyumun önüne getiriip attıkları ve sonradan çöpçülerin görüp kaldırdıkları A.Arif’i ,işte bu caddeden her geçişimde anar,yerde başka biri daha var mı diye de gözlerime emir veririm yanlış görme !yanlış görme geçtiğin yerleri!

Kuşkusuz onu ve şiirlerini yücelten aşk şiirlerinden çok halkı için söyledikleridir.Şu şiiri bunun güzel örneklerinden biridir:

Ne anlımızda bir ayıp

Ne koltuk altında

Saklı haçımız,

Biz bu halkı sevdik

Ve bu ülkeyii

İşte bağışlanmaz

Korkunç suçumuz.

Günümüzde yaşananlara kendi zamanından dokunan dizeleridir bu şiiri.

Bizden önce yaşanılanlar bizim zamanımızda da varlığını sürdürüp yıllanmış bir şarap tadı duygusunu uyandırıyorsa ve geleceğe taşınabilirliği varsa A.Arif için söylenecek şey aynı zamanda o nun şiirini yüceltmek olur.Şairin güncelliği bir bakıma toplumun değişmeyen sancılarının varlığıyla da ilgilidir.Sıkıntılarımız var olmayada devam edecek gibi.A.Arif’ te, sorunlarımız olsun ya da olmasın,şiir beğenilerimiz değişsin ya da değişmesin hayatımızda, hep bir yeri olacak şairdir.Yeri olacak çünkü aynı suyu içtiğimiz bir şaiirle aramızdaki mesafe şiiri kadar yakındır.Bir sevgiliye bir dosta,bir çocuğa dünyanın neresinde olursa olsun acı çeken bir halka A.Arif şiirleriyle anlam yükleriz.Bizler için söylenmiş şiirler zaman ve mekanla ölçülemez .

Kendinizi size; kim daha iyi anlatır?

Kendiniz mi yoksa bir şair mi?

Yüreğinizi kimselere açamadığınız ,ağlayışlarınızı kimselerin görmediği ,yaralarınıza el sürdürmediğiniz zamanlarda kim yanınızdadır? Hiç kimse. Kendiniz ve kendinize söylediğiniz şiirler.Eğer yalnızlığınız,acılarınız bir şiirle benzerlikler taşıyorsa şaiirin kaleminden çıkan bir şiir de bir ok misali gelir ,kalbinize saplanır ,hedefi tam on ikiden vurur.Canınız daha fazla yanmasın diyedir, bu saplanış.

Bazı kitaplar vardır ki başucunuzdan eksik etmezsiniz hep yanıbaşınızdadır.Hayatın bunaltan anlarında bir aydınlık yüz olurlar size.İşte Ahmed ARİF şiirleride böyledir.Onun şiirleri için feodalizmi anlatıyor demişler. Doğru ama eksiklerle dolu bir yaklaşım.Evet feodalizmin bazı değerleri günümüzde varlığını sürdürüyor. Batı felsefesi bugün bunalan ,kafası karışanlar için çeşitli reçeteler sunmuyor mu? Bizler de sırf yabancılar yazmışsa bir hikmeti vardır deyip birşeyler vermekten uzak kitaplara değer biçmiyor muyuz? Bizi ve değerlerimizi anlatan insanlara bu önyargılı ,küçültücü anlayış nedendir ? Ferrarinizi satın demiyorlar mı?Dedikleri bu kitap en çok satanlar listesinde niye vardır? Okuma gereği bile duyulmayacak kitapları insanlar bir ilaç niyetine neden okur? Elden giden değerleri yeniden kazanabilir miyiz umudu yok mudur bu kitaplarda?Türkçe’ye çevrilen batılı şairlerin şiirlerini çeviride anlam kaybına uğrasa bile neden yere göge sığdıramayız? İnancını kaybetmiş insanlara yeni bir inanç sunma çabaları değil midir?Felsefecilerin çabaları hep mükemmele ulaşma arzusu taşımaz mı ? Tanrıyı hayatınızdan çıkarabilirsiniz ama insanlara insanlığın sunduğu bazı değerleri öyle çıkarıp atamazsınız.Hani halk dilinde bir deyiş vardır” İnsanlar huylarından vazgeçerse ya ar olur ya da arbet” işte bunun gibi yenilik adına bize ait değerleri hemen atmaya kalkarsanız neye benzediğiniz belli olmaz.Eciç bücüş olursunuz sonrada insanlar size bakıp gülmezler mi? Bana bazı değerleri kutsal kitaplarda yazılı olanlar öğretemedi fakat bir şiir öğretebildi.Dostluğu ,hilesizliği,mertliği,kadir bilirliği batı ne kadar bilir ya da Türk aydın bakışlılar! Felsefi kavramlar içinde beyni küçülmüş insanlar bizlere yenilik diye kendi akıl karışıklarını satabiliyorsa biraz düşünmemiz gerekir.

Surlara her bakışımda “bu gözler bir kere bile faka basmadı “dediğin için o kara surlara ve sana teşekkürü bir borç biliyorum şair.

fthtzn   19 Haziran 2008 14:23  

Cemal Sureya' ya mektup

Sevgili Cemo
10 / 1 / 1969 - Ankara

(…)
Kapak için kullanacağın fotoğrafımı öyle suratımın yarısını kapkara boyamadan, aydınlık ve alnımın olanca aklığıyla belirtecek şekilde klişeye vermeni rica ederim. Ayrıca yüzümdeki Diyarbekir Çıbanı da olduğu gibi çıkmalıdır. Kapak kompozisyonunu yapacak zata
öylece talimat vermeni rica ederim.
Gözlerinden öperim. Elo’ya sevgiler…

mahak   15 Nisan 2008 12:28  

oLAYYDI DA ŞU ORTAMI DİLLENDİREYDİ O SEVİLESİ YÜREĞİYLE YARINLARA İBRET OLSUN DEYİ YÜREĞİMİZDEKİLER SES OLDUN DEYİ..

guley   25 Mart 2008 19:52  

...
Bir akşamüstüdür katil, muhteşem
Alıp götürmüşler dost dediğini
Almış rüzgârlar içini,
Ümide benzer, sevdaya benzer...
Soğuk bir namludur kör ve pusuda
Ense kökünde zulüm,
Ve sermiş cânım sofrasını dört başı mâmur
Burnun dibine hürriyet.
Seviyorum mümkün değil;
Aranızda kurşun, yasak bölge var
Sen genç, sevdan ölünecek kadar güzel
Kanunu yapanlar ihtiyar.( BİR AKŞAM ÜSTÜDÜR)

guley   13 Mart 2008 17:17  
 

son cevherler

topluluğa son katılanlar

  1. yuzyillikyalnizlik
  2. Hanzalaa
  3. septomoni
  4. kazakursunu
  5. mahpiu luta
  6. SANCI
  7. fehsuvi
  8. Bedelizza
  9. triniti
  10. jackaljoker
  11. 1Zeynep
  12. sf1974
  13. resso
  14. obsesif kompulsif
  15. SenYagmurOlBenBulut
  16. denizdnz

tümü »
rapor et bu topluluğun kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage